|
Ankara'da Aşk Başkadır
Sitenizi arkadaşlarımın
tavsiyesiyle inceleme şansına sahip oldum.
Çoğunun ufuksuz, sıradan ve duygudan yoksun,
gerçekleşmemiş ve ucuz düş ürünü hikayelerden
oluştuğunu belirtmeliyim... Ancak arada
bazılarının incelenmeye değer olduğunu
söyleyebilirim.Uzun zamandır yazıp yazmama
arasında tereddütte kaldım. Aynı boyutta
hisseden insanların da olabileceğini düşünüp,
anımı paylaşmaya karar verdim. Duygusuz, ruhsuz
bir seks, vitrinde sergilenen bir et parçasıyla
beraber olmaktan öteye gidemiyor... Hepimiz
yaşadığımız süre boyunca, şöyle yada böyle diye
tabir edilebilecek birliktelikler yaşıyoruz. Ama
içerisinde dizginlerinden koparılmış bir aşk
varsa, beyninizin tüm hücrelerinde doyumu
hissedebiliyorsunuz. Aşk'sız doyum sabun
köpüğünden öteye gidemiyor. Gelelim yaşadığım
anıya
1998 yılından başlayıp bugüne kadar uzanan
anılar silsilesini kapsıyor aslında. Halen
sürdürmekte olduğum mesleğimin Stajyerlik
evresini tamamlamış ve meslek sınavlarına girmek
için, kırk günlük sınava hazırlık kurslarına
kayıt yaptırmıştım. Kışın bütün soğukluğunu
iyiden iyiye hissettirdiği Kasım ayıydı. Cuma
günü 7,5 saatlik bir yolculuktan sonra
Mersin'den Ankara'ya gittim. Ankara daha da bir
soğuktu. Kalın giysilerimle bir penguen' den
farksızdım. Çok kasvetli ve fazla gri bulmuştum
Ankara'yı. Planıma göre cuma akşamı Ankara'da
olacaktım ve Kızılay'da bir otele yerleştikten
sonra biraz gezip dolaşacaktım. Eşyalarımı
yüklendiğim gibi yola koyulup kalacağım bir otel
aramaya başladım. Kızılay bembeyaz kar
altındaydı, kaldırımlar yer yer buzlanmıştı.
Düşmemek için zor duruyordum ayakta. Nihayet
güzel bir otel bulmuştum. Kayıt yaptırdıktan
sonra odama çıkıp güzel bir duş aldım, üstümü
değiştirdiğim gibi kendimi dışarıya attım.
Soğuğa rağmen her yer çok kalabalık ve ışıl
ışıldı!. Yollarda birbirlerine kartopu atanlar,
birbirlerini Güven park'ta karların içine
yatırıp şakalaşanlarla Ankara sanki kasvetini
üstünden atmaya çalışıyor, gülümsüyordu. Tatlı
bir huzur kaplamıştı içimi, kente ısınmaya
başlamıştım. Bu sıcaklık karnımı acıktırmıştı.
Büfeden ekmek arası döner ve yanına da ayran
almıştım ki değmeyin keyfime... Açlığımı
yatıştırdıktan sonra oturup bir-iki kadeh
içebileceğim bir yer aramaya başladım. Sakarya
caddesinde bir bar'a oturup havanın soğuğuna
inat rakımı yudumlamaya başladım. 2 saat kadar
sonra otele tekrar döndüm. Ertesi ve ondan
sonraki gün oldukça yoğun geçecekti. Kurs sabah
saat 08:00'de başlayıp, akşam 18:00' de
bitiyordu ve 40 gün boyunca her hafta sonu aynı
şeyi yaşayacaktım. Döndükten sonra biraz Tv
izleyip, biraz kitap okuyup uykuya daldım. Sabah
kalkıp tıraş olup, duşumu aldıktan sonra güzel
bir kahvaltı yaptım ve yola koyuldum. Hala kar
yağıyordu, sokaklarda insanların bir yerlere
yetişmek için gösterdiği tatlı bir telaş,
arabalardan yükselen klakson sesleriyle Ankara
güne hazırlanıyordu. On dakikalık yolculuktan
sonra kurs yerindeydim. Kantine inip Nescafe'mi
aldım ve saat'in dolmasını bekledim. Henüz yeni
yeni geliyordu insanlar. Kantin masalarında
kızlar ve erkekler ayrı ayrı gruplanmış sohbet
ediyorlar, birbirlerini tanımaya çalıyorlardı.
bir şeyler okuyor, oyalanıyordum ve sonradan çok
iyi dost olduğum bir sesle kendime geldim:
- Merhaba, günaydın.
- Merhaba
- Adım Ali, oturabilir miyim?
- Memnun oldum, adım Ulaş, buyurun lütfen.
Tanışma merasiminden sonra kurs salonuna çıktık.
Sevecen, sıcak biriydi. Yerimize geçtik.
Ankara'dan tanıdığı arkadaşlarıyla tanıştırdı.
Derken ders başladı. Hayatımızdaki en önemli
şeyi gerçekleştirime ciddiyetiyle hocamızın
anlattıklarını pür dikkat kesilmiş, hipnotize
bir vaziyette dinliyorduk. 10 dk. Geçmişti ki
kapı çalındı. Kısık, mahcup ve ürkek bir ses
- Özür dilerim, geç kaldım, girebilir miyim?
- Buyurun lütfen
Anfiyi topuklarından yükselen hızlı ve panik
adımlama sesleriyle inleterek arka sıralardan
birine ilişti ürkek ceylan yavrusu. Ders devam
ediyordu. Nihayet 10 dk.lık mola. Ali'yle
kantine inip çaylarımızı alıp masalardan birine
iliştik. Ali'nin tanıştırdığı ve adının Özlem
olduğunu öğrendiğim bir afet-i devran oturuyordu
masada. Kahvaltısını henüz yapamamış, evden
börek getirmişti. Sıcak ikramına dayanamayıp biz
de ikramından bir parça aldık. Nişanlıydı Özlem;
ama bakışları, edası, girişkenliği, rahat
tavırları, ses tonuyla fazla çapkın biri
olduğunu gösteriyordu. Yakınlaşmıştık. Espriler,
sıcak diyaloglarla kahkahalar yükseliyordu
masamızdan. Mizacım gereği, soğuk durmayı,
çekimser kalmayı sevmem. Ortamdan olumlu
elektrik aldıysam katılımcılığı severim.
Isınmıştık birbirimize ama nişanlı olması bir
yerlerde durmamı sağlıyordu. Fasılalarla devam
eden ders aralarında birçok insanla tanışma
şansım olmuştu. Masamız artık epey
kalabalıklaşmıştı. Sıcak bir grup olmuştuk.
Akşam için programlar bile yapılmaya
başlanmıştı. Bir yerlere gidilecek ve
eğlenilecekti. Özlem ve Ali yapıyordu programı.
O gün için son dersti artık. Son arada, anfiye
gelen bayanın kantinin en arka masalarından
birinde ürkek, kendi halinde oturduğunu gördüm.
Öyle güzel, öyle masum bir yüzü vardı ki
saatlerce oturup izlenilesi bir tabloyu
andırıyordu. Tepkisinin ne olacağına aldırmaksın
yanına gittim, yüzünün yaydığı ışıktan kendimi
alamıyordum. Ay'a inat yansıyan mavi bir ışık
hüzmesi.
- Merhaba.dediğimde kafasını kaldırıp ürkek bir
tavır ve ses tonuyla
- Merhaba dedi. Dokunsam kaçacaktı sanki.
- Adım Ulaş, sizin de bir adınız vardır umarım.
Yarı gülümser, yarı mahcup ses tonuyla,
- B. dedi.
- Rahatsız etmek istemem ama, katılmak ister
misiniz bize?
- Yooo. teşekkür ederim, böyle daha iyi.
- Peki, siz bilirsiniz. Tekrar memnun oldum.
Masama döndüm ama Özlem bir yandan benimle
sohbet ederken, diğer yandan göz ucuyla B.'ye
bakıyordu. Rahatsız olmuş gibiydi. Akşam ders
bittikten sonra toplandık. Beni Özlem
götürecekti gideceğimiz yere. Ali eve uğrayıp
eşini de alıp öyle gelecekti. Aklım hâlâ
"B."deydi. Yolda Özlem'le sohbet ediyorduk
şuradan buradan. Derinliğime inen meraklı
soruları vardı. Evli olup olmadığım veya bir
sevgilim olup olmadığı türünden sorular.
Çankaya'ya doğru ilerliyorduk. Özlem'in
nişanlısı askerdeymiş, 4 ay'ı kalmış dönmeye,
yaz'a doğru evleneceklermiş. Babası Ankara'da
emekli olduktan sonra ailesi asıl memleketleri
olan Kırklareli'ne taşınmış. Üniversiteyi
bitirdikten sonra Özlem babasının da yardımıyla
Ankara'da bir firmaya girmiş ve yıllar sonra
müdür olmuş. Muhasebe müdürü Özlem. Özlem alımlı
kız, Özlem güzel, Özlem fettan, Özlem
yanardağlardan süzülen lav. Yakıp kavuruyor
değdiği yerleri. Nihayet geldik programlanan
yere. Oldukça şık ve güzel bir yer. Sohbet
etmeye devam ettik, bir süre sonra Ali ve eşi
geldi. Kendisi gibi Ali'nin eşi. Sıcak, sarıp
sarmalayan, sevecen mi sevecen bir insan. Çabuk
kaynaştık. Yeme-içme faslı ağırdan alınıyor,
demleniyorduk, gece uzayacak gibiydi. Harika bir
müzik çalıyordu. Ali ve eşi dansa kalktılar ve
ardından ben ve Özlem. Öyle sarılmıştı ki Özlem,
tanımayanlar bizi sevgili sanırdı. Ali'nin
gözünden kaçmamış, liseden arkadaşı Özlem ve çok
iyi tanıyor. Arada;
- Bu kıza dikkat et, baştan çıkarabilir seni
demişti.
Ama kızın durdurak dinlediği yoktu, mesafeli
yaklaşmama, henüz birkaç saatlik tanışmamıza
rağmen fazla sokulgan davranıyordu. Göğüslerini
göğsüme iyice yazlamış, sımsıkı sarılmıştı.
Arada, bilinçli yaptığını kesinlikle biliyorum,
göbeğiyle penisime baskı yapıyor, sallandıkça
iyice sürtünüp tahrik olmamı sağlıyordu. İri
gözlerini gözlerime dikmiş, tepkimi bekliyordu.
Ateş basmıştı her yanımı. İstem dışı
titriyordum. Yüzünde hınzır bir gülümseme vardı.
Ama yine de dikkatli olmaya çabalıyordum. Gece
bitti ve dönüyorduk artık, güzel bir gece
yaşatmışlardı bana, sağolsunlar. Dönmek için
arabalarımıza ilerlediğimizde Ali bu gece
onlarda da kalabileceğimi bütün sıcaklığı ve
dostluğuyla söylemişti. Özlem; bende de
kalabilir dedi. Ama otele döndüm. Özlem beni
buruk bir şekilde bıraktı otele. Ertesi gün
görüşmek üzere vedalaştık. Sıcak bir duş ve
güzel bir uykudan sonra Ankara'nın yine karlı
yüzüne merhaba dedim. Yine aynı telaş ve ders
faslı. Kurs yerine yine erken gelmiştim. Kantine
indiğimde (bir gün öncesinin geç kalmışlığını
telafi edercesine) bir masada sadece B..
otuyordu. Yanına gittim
- Merhaba, günaydın.
- Günaydın
- Hayırdır, dünün geç kalmışlığını telafi
ediyorsun sanırım
- Evet, dün utandım biraz, ayıp oldu
- Çay içelim mi
- Ben alabilir miyim?
- İlk ben teklif ettim ama.
- Peki, şekersiz olursa sevinirim
- Baş üstüne Prenses hazretleri... gülümsedi,
kısık bir tonla. Gün aydınlandı yüzünde ve
gönlümde, çok güzel gülümsüyordu. Uçarak gidip
aldım çayları
- Teşekkür ederim, zahmet oldu.
- Ne önemi var Prenses, emir kabul ederim.
- Estağfurullah ama bana Prenses demeseniz!!!!
- Bir Prenses'e başka türlü nasıl hitap edilir
ki.
Gülümsedi yine, kısık kısık güldü. Gün yansıdı
gönlüme, ışıklar içindeydim.Yavaş yavaş
kursiyerler gelmeye başlamıştı. Özlem uçarak
girdi içeri ama beni B.'yle görünce yüzünün
haritası değişti. Yavaş ve emin adımlarla
masamıza geldi. Elinde folyoya sarılmış bir şey
vardı, söze girdi
- Günaydın, rahatsız etmiyorum ya!!!
B. yine o bildik mahcup ve tedirgin yüz haline
büründü. Sessizdi, bir şey söylemedi.Sözü aldım:
- Günaydın, gel, otur lütfen. Tanıştırayım sizi;
B. bu da Özlem
Özlem baştan aşağı süzüyordu B.'yi, B. rahatsız
olmuştu, Özlem kendinden son derece emin, mağrur
bir edayla kuruluverdi masaya. Derken hafifçe
kalktı ve bana doğru eğildi ve iki yanımdan
öptü;
- Dün geceden beri nasılsın?
B.'nin yüzü değişti, ışığı sönmüştü sanki,
karanlığa gömüldü.
- İyiyim sağolun, Ali'yle beraber çok güzel bir
konukseverlik gösterdiniz, çok teşekkür
ediyorum, bunu unutmayacağım. Nişanlınla, ki
kısmetse eşin olacak, Mersin'e geldiğinizde sizi
ağırlamaktan müthiş keyif alacağım.Özlem belli
etmemeye çalışıyor ama her halinden verdiğim
cevaptan rahatsız olduğunu davranışlarıyla
gösteriyordu.
- Kıymalı börek yapmıştım, belki kahvaltı
yapmamışsındır diye düşündüm.
- Çok incesin, kahvaltı yapmıştım ama tabiki
hayır demem.
Ali geldi bu arada, uykulu mahmuru gözlerle.
- Günaydın,
- Günaydın Ali, hadi buyur bak Özlem börek
yapmış, soğutma.
- Valla kaçırmam, hanım erkenden gitti işe,
kahvaltı yapmaya üşendim.
Yeniden kahvaltı faslı, ders derken öğle arasını
bulduk. Özlem'i iş yerinden çağırdılar, gidip
dönecekti. Ali'de eşiyle yemek yemek için çıktı,
davet etti ama kabul etmedim. Yalnız kalmıştım.
B. yoktu ortalıklarda. Yakınlarda yemek
yiyebileceğimiz bir yer aradım. "Harran Kebap
Salonu", neyin nesidir anlamadım ama bir şeyler
atıştırmak gerekiyordu. İçeri girdiğimde B..'de
ordaydı, bir mükafattı sanki benim için. Yanına
yaklaştım:
- Beklediğin kimse yoksa beraber yiyelim mi?
- Tabiki buyur lütfen, Özlem yok galiba!!
Dedi, ses tonu çok manidar ve iğneleyiciydi.
- Hayır, işe gitti.
Yemeklerimizi yedik ve bir saatlik arada sohbet
edebileceğimiz kadar sohbet ettik. Yumuşamıştı.
İlgilendiğimin farkına varmıştı. Hatta oradan
ayrılırken muzipliğini takınıp şemsiyemi o
almıştı ve tutmuştu bize. Buzlar erimişti. Özlem
ve Ali gelmediler derse, beraber oturmuştuk aynı
masaya. Yakınlaşmaya başlamıştık. Kursun o gün
bitmesine yakın Ali ve Özlem beraber geldiler,
B.'yle dışarı çıkıyorduk. Biletimi alıp gece
24'te Mersin'e dönecektim. Özlem atıldı hemen:
- Akşam bir yerlere gideceğiz, hadi gidelim.B.
yine en mahsun halini almıştı. Masum gözlerle
bana bakıyordu.
- B.'ye sözüm var, kusuruma bakmayın, onunla bir
yerlere gideceğiz.dediğimde Özlem avını
parçalamaya hazır bir panteri andırıyordu. B.
gün aydınlığı yüzüne tekrar kavuşmuştu. Ama
nezaketi de elden bırakmak istemiyordu.
- Sözleştiyseniz sizi alıkoymiyim, ben gidicem
zaten dedi. Zaten sözleştiğimiz bir şey yoktu
B.'yle ama Özlem'i atlatmak istiyordum. Bu
durumdam Ali daha da keyiflenmişti.
- Hadi Özlem biz gidelim, onların programlarını
bozmayalım.Özlem istemeyerek de olsa ayrılmıştı
bizden, vedalaşarak ayrıldık onlardan ve B.'yle
yürümeye başladık.
- Neden programımız olduğunu söyledin, program
yapmamıştık ki.
- Ne yani, demek benimle program yapmak
istemiyorsun, demek beni bir Prensesle program
yapmaktan alıkoyucaksın!!!
- Ya hayır öyle değil ama sözleşmemiştik.
- Tamam işte, şimdi sözleştik, istemiyor musun
yani?
- Olabilir ama ben de Konya'ya gidicem, fazla
vaktim yok.
- Olsun, vaktin olduğu kadar. Hemen sıkıldın mı
yani benden, istemiyor musun beni?
- Yo öyle değil!!!
- Tamam o zaman gidiyoruz
- Nereye?
- Çıldırmaya.
- Ama lütfen geç kalmayalım
- Emirdir Prenses. Demek ki eğlenilecek ve
Prenses geç kalmayacak.
Gülüştük ve Çankaya'da keyfimize göre bir yer
bulduk. Gözlerimi artık alamıyordum ondan, gözüm
başka bir şey de görmek istemiyordu. Dünyam o
olsun istiyordum, bütün hayatım onunla dolsun
istiyordum. Israrlarımla iki kadeh şarap
içmişti, yanakları al al olmuştu, şişede kalan
şarap daha da kıskanmış B.'nin yanaklarını.
Kadehimi yanağına doğru uzattım.
- Sence hangisi daha kırmızı?
- Ayyy. inanmıyorum, çok mu kızardı?
- Öyle yakışıyor ki. Lâl'in gerçek tonunun bu
olması gerekiyor. Ama hangi ressam bu tonu
tutturabilir ki. Tanrı bile övünmüştür şimdi
kendisiyle. Gün yüze lâl yanak.
- Utandım.. Gece bitmesin istiyordum, prangayla
bağlanmıştım adeta ona. Nasıl olabilirdi, bu
kadar kısa sürede, nasıl, nasıl, nasıl.
- Kaçta kalkıyor otobüsün
- 22'de, saat kaç
- 21
- Gidelim mi?
- Gitmesek olmaz dimi?
Gülümsedi yine, gülümsedikçe ömrümden birkaç
ömür yitiriyordum..
- Peki kalkalım..
- Her şey için çok teşekkür ederim, benim için
çok farklı bir geceydi.
- Laf mı Prenses, ne yapabildim ki? Telefonunu
almamda bir sakınca yoktur umarım, arayabilirim
seni değil mi?
- Tabiki, ben de aliyım seninkini,
telefonlaşırız ama telefonumu çaldırdığında
rahat konuşamazsam anlayışla karşıla lütfen.
Bizimkiler meraklıdır, fazla soru sorarlar.
- Demek ki Prenses esaret altında. Böyle bir
güzellik korumam altında olsa ben de hassaslanır,
kimlerin aradığını merak ederdim.
- Şımartma lütfen, abartıyorsun, ben Prenses
değilim ama bizimkiler fazla meraklı.
- Ariycam seni Prenses
Telefon numaralarımızı verdik birbirimize.
Otel'e uğrayıp eşyalarımı almam gerektiğini beni
bekleyip bekleyemeyeceğini sordum. Geç kalıp
kalmayacağımızı sordu. Geç kalmayacağımızı, en
azından onu uğurlamak istediğimi söyledim. Kabul
etti ve otel'e geldik, apar topar eşyalarımı
alıp lobi'ye yanına geldim. Yola koyulduk, ama
içim gitmesini istemiyordu, yol boyunca sohbet
ettik. Terminalde onun biletini alıp peronlara
geldik. İçim böyle göndermeye el vermiyordu.
Çantalarımı yanına bırakıp 2 dk. beklemesini,
sigaramın bittiğini söyledim. Peki, dedi. Konya
arabasından bir bilet de kendime aldım. 2 saat
daha görmek bile kârdı benim için. Ama o bunu
bilmiyordu. Otobüsünün kalkış saati gelmişti,
vedalaştık. Yerine kuruldu ve el salladı. El
sallayıp yürümeye başladım, birkaç otobüsü
geçtikten sonra arkalarından dolaşıp onun
otobüsüne geldim ve muavine eşyalarımı verdim.
Orta kapıdan içeri girip bir arkasındaki koltuğa
oturdum. Beni görmüyordu. Derin derin dalmış
uzakları seyrediyordu!. Mesaj yazmaya koyuldum.
- Prenses, şimdiden özledim seni Cep telefonunu
aldı ve eli titriyordu, aradan görebiliyordum.
Bir şeyler yazmaya başladı. Telefonumu titreşime
almıştım. Mesaj geldi:
- Ben de, kendine iyi bak Prens inanamıyordum,
galiba benden hoşlanıyordu. Otobüsün kalkmasına
birkaç dakika kalmıştı, yeniden bir mesaj
göndermiştim:
- Sana eşlik etmemi ister misin?
- Delisin sen, yapamazsın ki?
- Yaptım bile, arkana dön ve merhaba de.
Arkasına döndü ve en gülümser ve en şok haliyle;
- inanamıyorum sana dedi ve oturup gülmeye
başladı. Yanındaki kadın ikimize bakıyordu.
Eğilip:
- Yapabiliyor muşum demek, galiba deliyim!
Yanındaki kadını yer değiştirmek için ikna
edemedim ama olsun 2 saat daha görebilecektim.
Şimdilik bu da yeterliydi. Yol kısa sürdü,
bitmesin istiyordum ama bitti. Terminalde abisi
ve babası karşıladı, alıp gittiler yüreğimden
büyük bir parça kopararak. Bir sonraki hafta
sonuna kadar nasıl bekleyecektim, zaman geçer
miydi?
Onlar ayrıldıktan sonra indim ve Mersin'e dönmek
için otobüs aramaya başladım. 02:00'de araba
vardı. Epey bekleyecektim. Hafızamda olduğu
kadarıyla şiirler göndermeye başladım
telefonuna. Müsait değildi sanırım, 01:30 gibi
aradı gülümser ve sıcak tavrıyla. Deli olduğuma
kanaat getirmişti artık, hala inanamıyordu
onunla Konya'ya kadar geldiğime. Sıcak ve
sarmalayıcı bir sohbetti. Yarım saate yakın
konuştuk telefonda ve sonrasında Mersin'e
döndüm. Sabah uyanır uyanmaz artık ilk işimiz
telefona sarılmaktı. Kırk yıldır hasret, kırk
yıldır ayrı gibiydim onunla. Telefon yetmiyordu,
sesini duymak yetmiyordu. Bir-iki gün içerisinde
telefonda sevişmeye başlamıştık. Telefonla
dokunabiliyor, mesajlarıyla tenini
hissedebiliyordum. Bu şekilde onunla olmak acı
veriyordu. Dayanamıyordum artık. Anlaştık ve
Perşembe günü Ankara'da olacaktık. Sürecin bu
kadar hızlı ilerlemesi beni de korkutuyordu ama
bir girdaba düşmüş gibiydim ve akıntıya
bırakmıştım kendimi. Ne olursa olsundu.
Sırılsıklam tutulmuştum çünkü, vücudumun
kimyasını değiştirmişti ve aynı etkileşimi o da
ifade ediyordu bana. Başka türlü bir şey de
umurumda değildi. Beğeniyor, beğeniliyor ve
yüceltiliyordum. Kaç erkek veya kadın yaşadığı
bir beraberlikten dolayı kendini ayrıcalıklı
hissedebiliyor. Bal gibi de ayrıcalıklıydım ve
ona da ayrıcalıklı olduğunu hissettiriyordum.
Perşembe zor geldi, bir ömür beklermişcesine
zaman geçmek bilmedi. Çarşamba günü gece yola
çıktım, Perşembe sabahı orda olacaktım. O da
sabahtan İzmir caddesinde beni bekliyor
olacaktı. Yol boyunca şoförün bütün silsilesine
küfür ettim. Bana göre yavaş gidiyordu ve zaman
geçmek bilmiyordu. Yola çıkmadan önce oteli
arayıp ikimizin adına yer ayırttırdım. Nihayet
Ankara'daydım. Servis'e binip İzimir caddesine
geldiğimde gözlerime inanamadım. Benden önce
ordaydı. Uçarak indim servisten. Öyle
sarılmıştık ki, iki koca dağın, çölün suya
hasreti gibi kenetlenmiştik. Kokusu bambaşkaydı,
gün ışığıma kavuşmuştum. Binlerce öpücük
konduruyordum yüzüne, alnına boynuna. Hâlâ
utangaç ve mahçuptu. Yüzünü aldım avuçlarımın
arasına, güneşi avuçlarımın arasında
hissediyordum. Gözlerinde binlerce yıldız,
sarmaya, öpmeye doyamıyordum. Eşyalarımı aldım
ve otele geldik. Yukarıya çıkmak istemedi
benimle, utangaçtı, ne kadar ısrar ettiysem
nafile. Sorun değildi, yukarıya çıkıp eşyalarımı
bırakım, ve çantamda onun için hazırladığım iki
hadiye paketini alıp aşağıya indim. Lobide
verdim birinci hediyesini, paketi heyecanla açtı
ve ardından yüzünde güller açan bir gülümseme.
Küçük bir ayıcık vardı kucağında, çok mutlu
görünüyordu, uzandı ve sıcacık bir öpücük
kondurdu dudaklarıma. Eşyaları hâlâ lobide
yanımızdaydı, hazırlanıp hazırlanmayacağını
sordum. İtiraz etmedi ve eşyalarını alıp
yukarıya çıktı. Heyecanla onu bekliyordum, bir
yandan da inanasım gelmiyordu, o artık
sevgilimdi. Yarım saat kadar sonra indi lobiye,
harika görünüyordu, saçlarını arkadan topuz
yapıp toplamış, hafif bir makyaj yapmıştı.
Üzerinde siyah ve şık bir manto, altında ince,
dar boğazlı bir kazak ve altına da diz
kapaklarına kadar uzanan dar bir mini etek
giymişti. Gözlerimi alamıyordum, güneş gibi
parlıyordu karşımda, ışıklar içerisindeydi.
Çıkıp akşama kadar dolaştık dışarıda, akşam için
program hazırlamıştık. Gidip bir yerlerde baş
başa eğlenecektik. Ayıcığın patisine
dokunduğunda
- I Love You diyordu. Parmakları aynı ritme
alışmışcasına sürekli dokunup duruyordu ayacığın
patisine. Büyülenmiş gibiydi. Söze girdi:
- Biliyor musun? Sıkılmadan sonsuza kadar
dinleyebilirim bu cümleyi.
Gülümsedi, gülümsedikçe gün devriliyordu
gözlerinin akşamında.Kahvaltımızı yapıp uzun
uzun hasret gideriyorduk. O da hâlâ inanamıyordu
yaşadıklarına, ben alamıyordum gözümü yaydığı
gün ışığına. Dışarı çıkıp saatlarce dolaştık,
çocuklar gibi şendik. Akşam Kızılay'da bir bar'a
oturup beraberliğimizin tadını çıkardık. Harika
bir müzik eşliğinde, belki de bize öyle
geliyordu, saatlerce dans ettik. Kollarımda bir
bulut kümesinin yumuşaklığını taşıyor gibiydim.
Bu kadar duru, bu kadar beyaz. İnanasım
gelmiyordu. Dans ederken fısıl fısıl
konuşuyorduk:
- Biliyor musun? Bir erkekle daha önce yaşadığım
en ileri şey ele ele tutuşmaktı. Şu an bir
erkekle, kollarımda, sarmalamanın yetmediği
erkeğimle koyun koyunayım.
- Biliyor musun? Gün ışığı bu denli hiç
yakmamıştı benliğimi, bedenimi. Işığımsın,
sebebimsin.
Başı omzumdaydı. Sıkı sıkıya sarılmıştı, tek
vücut gibiydik. Hiç bu kadar içmediğini
söylemişti, arka arkaya şarap kadehlerini bir
bir yuvarlamıştı. Yanakları şarabın kızılına
inat al aldı. Epey yarılamıştık geceyi ve
sevgilim epeyce çakırkeyif olmuştu. Toparlandık,
dönme vaktiydi artık ama çakırkeyf olmasına
rağmen gecenin nasıl biteceğini biliyor ve
tedirginliğini yansıtıyordu. Otel yakındı,
öpüşerek, sarılarak usul usul kathediyorduk
mesafeyi. Lobiden anahtarımızı alıp asansöre
bindik. Ellerimiz, vücutlarımızın her noktasına
temas ediyordu. Odamızın bulunduğu kata
gelmiştik. Eğilip kucağıma aldım ve koridoru
uçarcasına geçtik adeta. Anahtar elimdeydi,
kapıyı açıp ayağımla ittim ve içeri girdik.
Topuğumla kapadım kapıyı. Oda sokak ışıklarıyla,
ben onun yüzüne baktıkça aydınlanıyordum. Usulca
yatağa bırakıverdim ve yanına uzandım. Soluksuz
kalmış gibiydik, derin derin soluyorduk havayı.
Yüzünde, vücudunda dolaşıyordu ellerim.
Gözleriyle bir şeyler anlatmak istiyor gibiydi.
Adeta, daha fazla ileri gitmeyelim, bu kadarı
bile benim için fazla, der gibiydi. Acemi, ama
içten öpücükleri vardı. Uzun uzun öpüşüyorduk.
En mükemmel mevsim meyvesinden bile alamayacağım
tadları, dudaklarından alıyordum. Ama nafile,
yavaş yavaş üzerindekileri çıkarmaya
başlamıştım. Pardesösü, eteği, kazağı,
ayakkabıları ve derken iç çamaşırlarıyla
kalmıştı. Öylece bırakıp doğruldum yerimden.
Mini dolaba ilerleyip şarap şişesini aldım.
Merakla beni izliyordu yerinden yarı doğrulmuş
şekilde. Mantarını açıp yanına geldim. Şişeyi
dudaklarına uzattığımda suya hasret çöl gibi
yudumlamaya başladı. Dudaklarının kenarlarından
süzülenleri dilimle almaya başladım usul usul.
Ardından şişeyi doğrultup birkaç yudum aldım ve
başucumuzdaki komodinin üzerine bıraktım.
Dadaklarımız kenetlendi önce, alev parçası
dudakları dudaklarımın arasındaydı. Artık hiçbir
şeyi umursamıyor gibiydi, rahatlamıştı. Kıvranıp
duruyordu kollarımda. Ellerim, pürüzsüz
bacaklarında, kadifeden yumuşak vücudunda
dolaşıyordu. Kazağımı ve fanilamı çıkarmama
yardımcı oldu, üstüm çıplaktı ve üzerine
çekmişti beni. Vücuduna vücudumla dokunmak
tamamen beni baştan çıkarmıştı. Sütyenini
çıkardım, harika ve dimdik göğüsleri vardı.
Uçları yüzüme dönüktü, bir yandan boynunda
dilimi gezdiriyor, bir elimle göğslerini
avuçluyordum. Avucumdan taşarcasına iriydiler.
İşinde mükemmeliyetçi bir heykeltıraşın elinden
çıkmışçasına kusursuz bir vücutla karşı
karşıyaydım. Dokunmak yetmiyor, öpmek bir o
denli eksik kalıyordu. Göğüslerine uzanırken
elinin kemerimi çözmeye çalıştığını fark ettim.
Pantolonumu çıkarıp attık bir kenera. Göğüsleri
göğüs kafesimi zorlarcasına kenetlenmiştik.
Vücudunun vücuduma değen her yeri, çıplaklığı
yakıp kavuruyordu beni. Çılgınca öpüşüyorduk.
Elimi külodunun yanından geçirerek aşağıya
indirmeye çalıştım, çıkarmamak için itiraz etti.
Tedirgin olmuştu. Çenesinin gamzesinden aşağıya,
göğüslerine, göbek çukuruna inerek vücudunun her
zerresinin tadını almaya çabalıyordum.
Kasılıyordu. Göbeğinde dilimi gezdiriyordum,
kadınlığının kokusu artık ciğerlerimin en derin
noktasına kadar hissedilebiliyordu. Dilim
külodunun üzeri ve kasıklarında dolaştığında yay
gibi gerilmişti. İki elimle külodunu yanlarından
çektiğimde artık itiraz etmiyordu. Bacaklarıyla
yardımcı olarak çıkarmama izin verdi.
Vajinasının o muhteşem kokusu daha da kesif bir
hal alarak burnumdan ciğerlerime dolmuştu. Sağ
ayak bileğini tutmuş ve usul öpücükler
kondurmaya başlamıştım. Ayağının baş parmağı
dudaklarımın arasındaydı, dilimi etrafında
döndürüyordum. Yavaş yavaş ayağından yukarı
dilimle hareket edip baldırlarına, diz kapağına
ve bacağını kendime çekerek kasıklarına
ulaşmıştım. Ensemden ve saçlarımdan sıkı sıkıya
kasıklarına bastırıyordu beni. Kesik iniltileri
yayılıyordu odaya. Kasıklarının etrafında
dolaşıyordu dilim, sonra vajinasının çevresinde.
Tüylerinin yeni temizlendiği belliydi, klitorisi
şişmeye başlamıştı. Usulca dilimi etrafında
gezdirmeye başlamıştım. Sonra bacaklarını geriye
çektirip yavaş yavaş yanlara doğru açtırmıştım.
Bir kolum kavis çizmiş şekilde göbeğinin
üzerindeyken parmaklarımla vajinasının
dudaklarını ayırmış, diğer elimle külodumu
çıkarmış ve ardından göğüslerini okşamaya
başlamıştım. Yavaş yavaş dilimi vajinasının
dudaklarında gezdirmeye başladım. Bu tat
dayanılmazdı. Her türlü bildik tadı bastırmaya
namzet, dayanılması mümkün olmayan bir tadtı.
Titremeye başlamıştı. Kısık kısık çığlıklar
atıyor, kalçasını ileri geri hareket
ettiriyordu. Demek sevişmek öğrenilmiyordu,
acemi olmasına rağmen kendisini içgüdülerine
teslim etmişti. Titremeleri şiddetlenmeye ve
ardından kasılıp kalmasına neden olmuştu.
Kalçaları bir süre hareketsiz kaldıktan sonra
yatağa düşmüştü. Bacak arasından yavaş yavaş
dilimle göbeğine, göğüslerine ve oradan da
boynuna doğru uzanmıştım. Penisim vajinasının
hizasındaydı. Yüzünü avuçlarımın arasına alıp
dudaklarından öpmeye başladım, baygın gibiydi.
Penisimi bir elimle tutup vajinasının
dudaklarının, o muhteşem ince çizgisinin
arasında gezdiriyordum. Kalçaları yeniden
hareketlenmişti. Penisim vajinasının üzerinde
gezinirken, ıslaklığıyla kremlenmiş gibiydi.
Yavaş yavaş penisimin ucunu o ince çizginin
arasına yerleştirmeye başlamıştım, korkuyordu.
Öpüşüyorduk. Hafif hafif ilerlemeye başlamıştım,
yüzü acı çeker bir hal almıştı, öylece bıraktım.
Kesik ve ince sesi yükseldi:
- Yeter artık, ne olacaksa olsun.Biraz daha
ilerlemiştim, kaskatı kesildi, penisim prese
alınmış gibiydi.
- Dayanamayacağım, çok acıyor, devam etmeyelim
lütfen.
- Sabret birtanem, az kaldı, bitiyor artık
Omuzlarımdan geriye itiyordu beni. Biraz daha
yüklendim, canının çok acıdığı belliydi.
- Yapamayacağım, canım çok yanıyor, keselim
artık.
- Bitiyor meleğim, biraz daha sabredersen acın
sona erecek, emin ol.Bunu söylerken bir dağı iki
kulağından ayırıp ortadan bölmüş gibiydi
penisim. Azar azar ilerliyordu. Nihayet son
durağa gelmiştik. Ağlar bir vaziyetteydi.
- Nolur yeter, canım çok yanıyor
Dudaklarından öpüp yüzünü avuçlarıma aldım:
- Kadınsın artık, bitti, kadınımsın.
- Ulaş, lütfen, bayılmak üzereyim, bırak lütfen
deyip kenara çekildi. Yan dönüp bacaklarını
karnına çekti, canının çok acıdığı belliydi.
Kasıklarını, karnını avuşturuyordu. Arkasından
yanına sokulup sarıldım:
- Meleğim, bitti artık, başardın, canın artık
hiç acımayacak.
- Olmaz olsun böyle bitiş, komaya gireceğimi
sandım, canım çok acıyor
- Hadi gel, sıcak bir duş sancına iyi gelir,
rahatlatır seni.
Demek ha deyince olmuyormuş, bunu ilk defa
yaşamıyordum, kadınlar mutlaka çok fena bir
acıya katlanmak zorunda kalıyorlar. O esnada
zevk yaşamaları pek mümkün görünmüyor. Zar zor
yerinden doğrultarak duşa doğru götürdüm onu. Su
sıcaklığını ayarladıktan sonra sifonu
omuzlarından başlayarak vücudunda gezdiriyordum.
Suyun sıcaklığı yavaş yavaş kasılmasını ortadan
kaldırmış, rahatlatmıştı. Sifonu kasıklarında
dolaştırıyor, bir elimle de masaj yapıyordum. Su
zerrecikleri bir mermerden aşağıya kayar gibi
süzülüyor, göbeğinin üzerinden kasıklarına doğru
akıyordu. Gevşemiş, rahatlamıştı.
- Devam et lütfen iyi geldi.Diyordu, eliyle
kasıklarına masaj yapan elimi iyice
bastırıyordu. Gözü hala kaskatı yerinde duran
penisimdeydi.
- Seni tatmin edemedimDerken yüzü hüzünlü bir
hâl almıştı. Neredeyse ağlayacaktı. Küvetin
kenarına oturmuş, başı önündeydi. Bacaklarının
arasından süzülüp pembeye dönüşen suya
bakıyordu.
- Artık bir kadınım
- Evet ... Sonra dönüp yukarıya yüzüme doğru
baktı ceylan gözleriyle
- Senin kadının
- Tamamen benim kadınım. Ama bitmedi, şimdi
kadınlığının tadını çıkarmaya başlıycaksın.
- Yine mi aynı acı, ama canım çok yanıyor, devam
etmesek olmaz mı?
- Artık yanmıycak, geçti artık, göreceksin.
Havluyu alıp, usul usul kuruladım onu. Ardından
o da beni. Elinden tuttum, odamıza yöneldik.
Yatağın kenarında ayaktaydık. Belime sarılmıştı,
penisim göbeğiyle göbeğim arasında kalmıştı.
Uzanıp dudaklarını dudaklarımın arasına aldım.
Göğüs uçları göğsüme saplanmak istercesine
zorluyordu. Yavaş yavaş yatağa uzandık. Kulak
memelerini emiyor, dilimi kulağının etrafında
gezindiriyordum. Eli penisime uzanmış, avucunun
arasında ileri geri hareket ettiriyordu. Nabız
gibi atıyordu penisim. Omuzlarını öpüyor,
aşağıya göğüslerine iniyordum. Ardından dilimle
ve dudaklarımla vücudunda kavisler çizerek
aşağıya inip kasıklarına ulaşmıştım. İki elimi
kalçalarının altına koyduğumda bacaklarını iki
yana aralayıp arzuyla kadınlığını bana
uzatmıştı. Kalçaları yumuşacık ve eriyecek
gibiydi avuçlarımın arasında. Dilim kasıklarının
arasında, vajinasının üstünde, göbek çukurunda
dolaşıyordu. Kalçaları yine dans etmeye
başlamıştı. Klitorisini dudaklarımın arasına
alıp sulu bir şeftaliyi emer gibi emiyordum.
Ellerimi kalçalarından çekip bacaklarını omzuma
aldım. İki yana iyice ayırarak dilimi
vajinasının derinliklerine indiriyor, arada
klitorisine küçük ısırıklar atıyordum. Çıldırmış
gibiydi, başımı iyice bastırıyordu kasıklarına.
Vajinası iyice sulanmış, tadı emsalsiz bir hâl
almıştı. Birden doğruldu yerinden ve:
- Bana oral seksi öğret lütfen, ben de sana
aynısını yapmak istiyorum, bütün sınırları
zorlayalım lütfen. Sevgilime en güzel anları
yaşatmak istiyorum.
- Peki, kendini bana bırak o zaman.
Altmışdokuz pozisyonuna geldik yatakta.
Kalçaları yüzümün ortasındaydı, biraz daha
eğilmesini sağlayıp iki elimle kalçalarını
ayırdım. Penisimi kökünden yakalayıp usul usul
ucunu öpüyordu. Yönlendiriyordum onu.
- Dilini ucunda, etrafında gezdir, em onu.
Dediklerimi birebir yapıyordu. Vajinasını şimdi
daha iyi yalıyor, derinliklerine daha rahat
ulaşabiliyordum. Etrafında geziniyor,
kalçalarının arasını, küçük noktasını
yalıyordum. Çıldırmış Gibiydi. Penisimi deli
gibi emiyordu. Kalçalarımla ona yardımcı oluyor,
boğazının derinliklerine doğru ileri geri
hareket ettiriyordum. Sanırım aldığım alkol,
erken boşalmamı engelliyordu. Bir süre sonra onu
ters çevirip kucağıma oturttum. Penisim göbeğime
yaslanmış, vajinası üzerindeydi. Yerimden
doğrulup dudaklarını dudaklarımın arasına aldım.
Çıldırasıya öpüşüyorduk, acemi öpüşleri geçmiş,
daha arzulu ve yakıcı bir hâl almıştı. Biçimli
ve dolgun dudakları dudaklarımın arasında eriyor
gibiydi. Öpmeyle doyulacak gibi değildi.
Kalçalarını iki elimle yakalayıp penisimin
üzerinde ileri geri hareket ettiriyordum. Ritmi
anlamıştı. Bir şey yapmama gerek kalmaksızın
kalçalarını kucağımda ileri geri hareket
ettiriyor, penisimi vajinasının ince çizgisinin
üzerinde gezintiye çıkarıyordu. Dayanamıyordum
artık. Penisimi ucundan tutup vajinasının o
kadife dudaklarının arasından yavaş yavaş içeri
doğru hareket ettirmeye başladım. Kalçalarıyla
bana yardımcı oluyordu. Şimdi daha rahat
ilerliyordu penisim. Canı acımıyordu önceki
gibi. Yarıya kadar gelmiştim. Bacaklarını alttan
tutup kucağımda oturtup kaldırmaya başladım. Her
kaldırıp oturtuşumda alt dudağını ısırıyor,
inliyordu kesik kesik.
- Evet, sonunda oldu.
Dedikten sonra ellerimi çekip yavaş yavaş sonuna
kadar oturmaya başladı penisimin üzerine.
Tamamını almıştı içine, yüzü kaskatı kesilmiş,
kesik kesik nefes alıyordu. Elleriyle göğsüme
yaslandı sonra fısıltılı bir ses tonuyla kesik
kesik ve inleyerek konuşmaya başladı. Nefesi ilk
baharı tomurcukları açtırıyordu yüreğimin her
yerinde, bahar oluyor, bahar kokuyordum:
- Bunu başarabileceğime inanmıyordum,
korkutmuştu beni ama şimdi tamamı içimde.
- Hepsi senindir meleğim, tamamen seninim.
Yavaş yavaş oturup kalkmaya başladı sonra.
Penisim ucuna kadar vajinasından çıkıyor, sonra
usul usul oturmasıyla derinliklerinde
kayboluyordu. Baş parmağımla klitorisini
okşuyor, ovalıyordum. Sonra ritmini biraz daha
hızlandırıp ileri geri hareket etmeye başladı.
Zincirinden koparılmış aç birer hayvan gibiydik.
Göğüslerini avuçlarımın arasında eziyor,
uçlarını küçük küçük ısırıyordum. Artık
içgüdülerimiz yönlendiriyordu bizi. Hâlâ
boşalamıyor, buna inanamıyordum. Hareketlerimiz
iyice hızlanmıştı. Kucağımda deliler gibi
hareket ediyor, penisim vajinasının
kayganlığıyla hızla derinliklerine girip
çıkıyor, çıkan ses iyice çıldırtıyordu beni.
Sonra kucağımdan çekip, yatağın ortasında
dizlerinin ve ellerinin üzerinde durmasını
sağlayıp arkasına geçtim. Kalçalarının arasında
penisimin ucunu vajinasının etrafında gezindirme
başladım. İyice sabırsızlanmıştı. Usulca ucunu
yerleştirdim, dudaklarının arasına, yavaş yavaş
ilerledi penisim. Menzilini biliyor, kendinden
emin ilerliyordu derinliklerinde. Sonunda tüm
derinliğine kadar saplandı. Etrafımda binlerce
yıldız dans ediyor gibiydi, bir cennet bahçesine
dalmış gibiydim. Kalçalarımız artarak hızlanmaya
başladı, ritmi öğrenmişti artık sevgilim. Harika
sevişiyordu. Canı yanmıyordu, zevk alıyordu, tüm
benliğiyle eşlik ediyordu. Göğüslerini
okşuyordum bir elimle ve hızla sokup
çıkarıyordum penisimi. Epeyce bir vakit
geçmişti, zaman zaman yığılıp kalacak gibi
oluyor, kasılıyor, vajinası penisimi kas katı
kavrıyor, orgazmlar yaşıyor, artık yüksek sesle
çığlıklar atıyordu. Doyamıyordum. Boşalmam çok
fazla gecikmişti. Penisim içinde nabız gibi
atıyordu. Yüzü koyun uzanmış, penisim içindeydi.
Yatağın iki yanına ellerimi dayamış hızlı hızlı
sokup çıkarıyordum penisimi.Testislerim
kalçalarında şaklıyor, bu hem ona hem bana ayrı
keyif veriyordu. Yüzü yastığa dayalı, bugüne
kadar görmediğim farklı bir tebessüme
bürünmüştü. Mutluydu sevgilim halinden,
keyifliydi. Terlemiştik. Işıl ışıl parlıyordu
vücudu, doyumsuz bir görünüm sergiliyordu bu
haliyle. Alnında çiğ taneleri vardı adeta.
Penisimi çekip vücudunu kendime doğru çevirip
üzerine uzandım. Bacaklarını iki yana biraz daha
ayırıp penisimi vajinasının derinliklerine
ittim. Artık zorlanmıyordu. Yüklenmemle birlikte
yine kasılmaya başladı, bir süre öylece kaldık.
Vajinasından süzülen sıvıları kasıklarımda
hissedebiliyordum. Onu deliler gibi öpüyor göğüs
uçlarını emiyordum. Yavaş yavaş tekrar
hareketlenmeye başladım. Penisim içine hızla
girip çıkıyor, kalçalarıyla o bunu daha da
hızlandırıyordu. Öyle hızlı hareket etmeye
başlamıştım ki, bacaklarını belime iyice
sarmalayıp elleriyle kendine iyice çekiyordu.
Prangaya alınmış gibiydim. Gözümden şimşekler
çakmaya başlamıştı, kasılmaya başladı tekrar
öyle sıkı sıkıya kenetlemişti ki beni, penisim
tümüyle içinde kaybolmuştu. Bu orgazmı
diğerlerinden daha şiddetliydi. Vajinası
penisimin etrafında kasılıp duruyordu. Kaskatı
kesilmiş, gerilmişti. Göğsümü çok feci
ısırıyordu, canım yanıyordu ama umurumda
değildi. Bir süre sonra bacakları ve sırtıma
doladığı elleri gevşemeye başladı. Usul usul
hâlâ penisim vajinasında bir ileri bir geri
hareket ediyordu. Dudakları dudaklarımın
arasındaydı, dilini emiyordum. Bir süre sonra
kasılmaya başladım. Hızla çıkardım penisimi
içinden. Göbeğine doğru boşalmaya başladım. Bir
yandan bana, bir yandan penisimden boşalan
sıvılara bakıyordu. Şaşırmıştı. Ne yapacağını
bilmiyordu. Kaskatı kesilmiştim. Yanına, köküne
yediği son balta darbesiyle yıkılmış kavak gibi
düştüm. Terden sırılsıklamdım. Penisimi okşuyor,
bir yandan da beni öpüyordu.
- Buna inanamıyorum, neler hissettiğimi
anlatamam, kelimelerle ifade edilecek gibi
değil. Sımsıkı sarıldı sonra yan dönüp. Her
tarafıma öpücükler konduruyordu. Komodinin
üzerindeki peçetelerden alıp üzerini temizledim.
İtiraz etti önce temizlememe, dokunup algılamaya
çalışıyordu
- Seni tatmin ettim, bu benim için tarifsiz bir
duygu şu an. İmzanı taşıyorum üzerimde.Bu tanımı
hoşuma gitmişti. Beraber imzalarımızı atmıştık
bedenlerimizin ötesinde benliklerimizin üzerine.
Sonra üzerine boylu boyunca uzandı. Başını
göğsümün üzerine koyup sımsıkı sarıldı. Muzaffer
bir komutan gibi gururluydum. Sonra o muhteşem,
güne inat yüzünü avuçlarının arasına alıp,
dirseklerini göğsüme dayadı. Gözlerimin içine
bakıyordu ceylan gözleri. Tarifsiz bir mutluluk
ve tebessüm vardı dudaklarında ve yüzünde.
Tarifsiz kokusu yayılmıştı odanın her yerine,
inanılmaz bir kokuydu.
- Biliyor musun, seni daha önce tanıyamamış
olmaktan dolayı çok şey kaybetmişim. Seni
anlayamayacağın derecede, her şeyden öte
seviyorum. Çok şanslıyım. Tarifsiz duygular
yaşıyorum. Yüzünü göğsüme iyece yaslayıp,
yüzünü, saçlarını okşamaya başladım.
- Bulutlara, yıldızlara dokunuyor gibiyim.
Hayatıma girdiğin günden beri bir peygamber
edasıyla dolaşıyorum ortalıkta. Daha önceleri
nerelerdeydin? Seni seviyorum demek nereye kadar
yeterli, ne kadar anlamlıdır ki!!!... Şimdi
yaslandığın yer zehir zıkkım bir cehennem,
eşkıya iniydi. Dokundun, cennet bahçesine
çevirdin. Dilediğince hüküm sür. Var olmasını,
çarpmasını dilediğin, istediğin sürece
senindir.Usul usul inci taneleri dökülüyordu
gözlerinden. Yanıma uzanıp sıkı sıkı sarıldı.
- Beni hep böyle sev, bırakma olmaz mı?
Alnından öpüp göğsüme iyice yasladım. Göz
yaşlarıma hâkim olamıyordum. Koyun koyuna
deliksiz bir uykuya daldık. Hiçbir zaman bu
denli huzurlu ve mutlu uyuduğumu hatırlamıyorum.
Sabah uyandığımızda yeniden tarifsiz ve emsalsiz
bir sevişme yaşadık.Devamı mı? Daha sonra. Hâlâ
devam edip etmediğini soruyorsanız, ayrıldık.
Şaşırmayın, gerçekten ayrıldık. O şimdi evli ve
bir çocuk annesi. Neden diye sormayın lütfen,
epeyce vaktinizi aldım zaten!!!! Başka zaman
devam etsek olmaz mı? Mail yazmak isteyenleri
bekliyorum. Onunla yaşadığım diğer anılara
gelince. Yazmaya çalışacağım mutlaka. Sevgiyle
kalın. Gönlünüzden ışık ve sevgi eksik olmasın.
|